Hayat Tarzı Olarak GEZGİNlik

johlennon-1

Son 1.5 aydır hiçbir yere gitmesem de, hala gezginim. Kendi içimdeki yolculuğum hız kesmeden devam ediyor çünkü.

Bu yazımda neden gezgin olmanın en önemli kısmı tek başına seyahat etmek, ondan bahsedeceğim.

Yol açık, YOLA ÇIK, TEK ÇIK!!!

Kendimi gerçekten ”gezgin” olarak hissetmeye başladığım ilk an, tek başıma Hindistan’a giderken pasaport kontrolündeki an’dı. O zamana kadar seyahatlerimde ”mecburen” tek başıma kaldığım anları kendimi yalnız hissettiğim, tatsız anlar olarak atmıştım hafızaya. ”Tek başına” ile ”yalnız” arasındaki farktan haberdar değildim henüz.

Hindistan’a ”Aydınlancam ben, Nirvana’ya ercem” modunda, üstelik de en sanayileşmiş kentlerinden biri olan Delhi’ye, bir gün önce de sevdiğimden ayrılmış vaziyette gidince, boyumun ölçüsünü aldım.

İlk gün, çok net hatırlıyorum, kendime durmadan şu soruyu soruyordum: BEN BURDA N’APIYORUM?

Hindistan’a neden gitmek istedim, niye kimse beni durdurmadı, 1 aylık okul tatilimde yapılacak onca eğlenceli aktivite varken, neden aynı parayı verip arkadaşlarımla kayağa gitmedim, veya neden evde oturup film izlemedim? Pekala olabilirdi. Ondan önceki senelerde -kayağa gitmesem de- tatillerde oturup film izlemişliğim, arkadaşlarımla AVM’ye gitmişliğim, evde TV izlemişliğim….. vardı.

Neyse, neyse ne, bir şekilde gelmiştim işte. İlk 2 hafta sürekli, gerek kültür şokunun gerekse tek başıma olmamın etkisiyle, sabah akşam dinlemeden ağladıktan sonra, bir şeyi fark ettim: YALNIZ DEĞİLDİM!!!!!!

Yanımda arkadaşlarım yoktu, ailem yoktu, sevgilim yoktu, ve whatsapp mesajlarından veya skype görüntülerinden de hissettiklerimi anlayamıyorlardı. Kimine göre ”hata” etmiştim, (oysa yaşadığım sadece onlara çok uzak bir deneyimdi) kimilerine göre ise ”şımarıklık” yapıyordum! Çünkü hiçbiri daha önce tek başlarına seyahat etmemişlerdi, tek başlarına Hindistan’a seyahat, onu hiç etmemişlerdi, böyle bir şeye değil cesaret etmeyi ise akıllarından bile geçirmemiş, gereksiz bulmuşlardı belki de. (O da onların dünyası tabii, saygım sonsuz)

İlk defa o zaman, seyahat etmenin popüler yerleri görmek değil, çevreni başka türlü görmek, başka türlü insanlarla tanışıp başka türlü hikayeler dinlemek demek olduğunu öğrenmiştim.

İnsan sevdiği arkadaşlarıyla, ailesiyle, sevdiğiyle çıktığı seyahatlerde, birlikte katıldıkları projelerde de çok eğlenebilir, güzel zaman geçirebilir. Fakat ya yeni insanlar? Yeni dostlar, yeni rastlantılar, yeni fikirler, yeni duygular, yeni şehirler, ülkelerde sizi bekleyen manzaralar?

İlk iki haftamdan sonra, kendimi ordaki insanlara tamamen açtım ve hayatımın geri kalan kısmında kuramadığım kadar iyi iletişim kurdum, o kadar iyi çakıştı frekanslarımız ordaki insanlarla. Ve hep ”iyi ki” dedim. İyi ki tek başıma gelmişim. İnsanın yanında tanıdığı birileri olunca illaki ”komfor alanı”nda kalıyor, tek başınaykense kendi içinde çok farklı yolculuklara çıkıyor. Deneyin, göreceksiniz, %100 çalışıyor.

 

İkinci tek başıma seyahatim, Prag’da -arkadaşlarımla gelmişken-kendimi sabah saat 4 sularında bir hostel ortak alanında tek başıma bulmamla başladı.

Arkadaşlarımı sevmeme ve aslında çok iyi anlaşmamıza rağmen, o seyahatte n’olduysa olmuştu, anlaşamamıştık ve şimdi onlar dönmek istiyorlardı. Benimse daha şehrin en ünlü yeri olan John Lennon Duvarı’nı bile görmemişken gitmeye hiiiç niyetim yoktu. Tüm gün tek başıma gezme hayalleri kurmuştum kurmasına ama, bunun tanımadığım bir şehirde, bir hostelde tek başıma kalıp, sabahına nereye gideceğimi bilmezken vuku bulmasını pek de hayal etmemiştim :))

Fakat sanırım hayatın olayı bu. Sen kuruyorsun kuruyorsun kafanda, yav şöyle olsa ne güzel olur diye, sonraysa hiç beklemediğin bir şey oluyor.

O gece zor geçti gerçekten, ama bir şekilde geçti. Hep geçer çünkü. Ertesi gün, öyle güzel gezdim, öyle güzel insanlarla tanıştım, öyle iyi zaman geçirdim ki, şimdiye kadar tek başıma seyahat etmediğim için çok kızdım kendime.

johlennon-1
John Lennon Duvarı’na sonunda gittim, arkadaki yazı da anlamlı: ”Kendine yalan söyleme”

Daha sonrasında Prag’dan tek başıma Viyana’ya otostop çektim, Couchsurfing’den ennnn tatlış insanlarla tanıştım, bana tüm şehri gezdirdiler, ve hayatımın ilk gerçek Cadılar Bayramı’nı geçirdim^^

 

balkabagi

 

halloween

 

Diyeceğim o ki, tek başınıza seyahat etmekten korkmayın, n’olur. Zaten dünyanın binbir türlü hali var, zaten dışarı adımımızı atar atmaz milyonlarca olasılığı göze alıyoruz (hele ki Türkiye’de) , bunu da alıverin o zaman. Tabii ki de size gidin Türkiye’nin en ıssız yerlerinde tek başınıza otostop çekin demiyorum, ama güvenliğinizi hiçbir zaman %100 sağlayamayacaksınız, ve bazen minik riskler almak çok tatlı sonuçlara yol açabilir, bknz: bloğun geri kalanı.

Yol açık, yola çık, tek çık!

Hayat Tarzı Olarak GEZGİNlik” için bir yorum

  1. mesele otostopta couchsurfingde john lennonda değil. Mesele yeni bir yerde olmakta. yalnızlık değil sana keyif veren, kendine ait olmayan bir hayatı kısa süreliğine de olsa yaşıyor olman. bence senimutlu eden bir süreliğine hayatını yaşamaktan tatile çıkmak.

    0
    0

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir